Böbreklerimizde, kandaki alyuvar miktarını ölçen özel algılayıcılar vardır. Alyuvar sayısı anlık olarak kontrol edilir ve duruma göre böbreklerimizde anlık değerlendirmeler yapılır.

Alyuvar miktarında azalma tespit edildiğinde hemen böbreklerimizden “eritropoietin” adlı bir hormon salgılanır. Bu hormon böbrek dışında bir yerde, kırmızı kemik iliğinde etkisini gösterir. Kırmızı kemik iliği, vücudumuzun alyuvar üretim merkezidir. Hormon buraya gelerek iliği uyarır ve ilik hemen alyuvar üretmeye başlar. Üretilen alyuvarlar ise hemen kana karıştırılır. Böylece kandaki alyuvar dengesi sağlanmış olur.

Şimdi bazı sorular soralım:

  • Aklı, şuuru olmayan hücreler kandaki alyuvar sayısını nasıl saymaktadırlar? Neye göre ve hangi kritere göre alyuvar sayısının arttığına veya azaldığına karar verirler?
  • Böbreklerimizden çok farklı tipte hormonlar salgılanır. Neden başka bir hormon değil de, iliğin yapısına uygun eritropoietin hormonu salgılanır? Sadece bu hormonun salgılanması, diğerlerinin salgılanmamasına böbrek nasıl karar vermektedir?
  • Karaciğer, kalp ya da akciğer değil de, kırmızı kemik iliğinin uyarılması gerektiğine kim karar verir?
  • Kırmızı kemik iliği, böbrekten gelen bu uyarıyı nasıl çözmektedir? İliğin çok fazla görevi olduğu halde, bu görevlerden sadece “alyuvar üretme” işleminin yapılmasına nasıl karar verir?

Bütün bunlar bize vücudumuzda harika bir “hormon yolu ile haberleşme” sisteminin varlığını haber verir. Sistem varsa bu sistemi tasarlayan bir akıl da vardır. Ama hücrelerimizde bu akıl yoktur. Tüm bu sistemi yaratan sonsuz güç, akıl ve kudret sahibi Yüce Allah’tır.

Kaynak: canlilardakisavunmasistemleri.wordpress.com